Uğur Karataş - Siyah Ve Yasak

Uğur Karataş - Siyah Ve Yasak

Uğur Karataş

5:001 plays

Country: Turkey

0:00
0:00

Lyrics

Sakin göllerin kuğusuyduk

Salınarak suyun yanağında

Yarılan ekmeğin buğusuyduk

Gözüm yaşarıyor yüreğim kanıyor

Olmasaydı sonumuz böyle..."

Gökyüzü düşüyor

Kuşlar bulutlar düşüyor

Yağmurlara tutunarak...

Kırgın olduğum bir adam içime acılar salıyor

Kapamışım gözlerimi hüzünle titreyen bir perdeyim...

Tıkır tıkır bir film işliyor.

Sepya bir hayat geçiyor varoşlardan.

Şımarık yüzlü sakallı bir çocuk dalga geçiriyor hayatla

Gözüm diyen bıçkın diliyle karanlığa söylüyor;

"Ben bir bıçak ucuyum kavga vermiş halkına,

Başkaldırıyorum hey varın benim farkıma"

En çok bize kızıyorum en çok bana..

Hayatın bileği taşında biten bıçak gibi kalıyoruz...

Kabı ıslanmış kibritiz ateş veda ediyor kalbimize

Kör bir düğümü kılıçla kesmişler diyorlar iskender

Oysa bir düğüm bile değiliz ve de kılıç...

Yazık ki içi ağrıyan bir kabuktur bizden geriye kalan.

Bugün bugün bir daha azalan....

Çatal kaşık fırlatan yosmaların asker kaçağı vatanseverlerin

Kiralık dillerinden yalan sıçrıyor mikrofonlara

Çoktan ihaleye verdiği namusları tokat gibi kızarmıyor suratlarında...

Yağmura yakalanmış makyajları gibi yüzlerinden akmıyor utanç...

Dedikodu yazarlarının günceleri lağım kokuyor...

Yalancılar gül sularını dökünüp sırıtkan çıkıyor kapılarından medya plazalarının

Çarşıda bir telaş bir telaş

Yeniden raflara diziliyor Ahmetler

Kapaklar yeniden gülümsüyor

Tezgah altlarından kurtuluyor afişler.

Kurt kapanı giyerek siyahlarını içi gülen bir ağlamayla açıyor kasalarını

Sesi yasaklandığı sokaklara salınıyor Ahmet'in

Bu kent bizden uzun yaşar Ahmet

Bu kent tarihi olan bir haylaz.

Tutanaklar hükümsüzdür artık,

Yakılan emirler hükümsüz...

Eğer dostluklar kapatılmazsa ziyaretsiz bırakılmış küflü mezelere

Bil ki ;

Türkülerin aşka ve alın terine emanettir,

Sesinde açan ateş körüklerine emanet...

Her gün biraz daha çekilen bir yürek telaşıydı gurbet.

Adına hasret dediğin yalnızlık ciğerinle eriyen demirden koca bir dağdır...

İmdat desen, çığlığını salsan, sazın delirse

Belki anlamadan geçip gidecekti yanı başında Paris!

Gözlerini kapasam binsem düşlerine pasaportsuz girsen Arguvan'a bir gece yarısı

Delirmekten beterdi sesinde açan tomurcuk

Türküler söyledim sana duyuyor musun?

Şimdi Galata'dan geçiyorum,

Grileri yırtılmış bir istanbul'dan geçiyorum

Yüzümdeki çamurda yorulmuş Haliç içini çekiyor köprü altında

İniltisini yakalıyor oltalar

Kancadaki istavrit gibi çırpınıyor içim

İnsanlarda aynı telaş...

Güverteden atılan simit gene sevindiriyor martıları

Çamlıca'da antenlerden sen geçiyorsun

Radyolarda ibreler günah çıkarıyor

Fermancılar pasında erirken sen türkü söylüyorsun;

"Bir soğuk yel eser

Üşür ölüm bile

Anlatır akan kanı

Beyaz sesiyle"

Hoşça kal gözüm hoşça kal!